2018

Étienne Balibar

Étienne Balibar 1942 yılında doğmuş, eğitimini École normale supérieure, Paris-Sorbonne Üniversitesi ve Nijmegen Üniversitesi’nde tamamlamıştır. Cezayir ve Fransa’da farklı üniversitelerde ders vermiştir. Halen İngiltere'de Kingston Universitesi'nde Çağdaş Avrupa Felsefesi Kürsüsü Profesörü, ve Columbia Üniversitesi'nde konuk profesör olarak çalışmalarını sürdürmektedir. Başlıca çalışmaları arasında şunları sayabiliriz: Reading Capital (with Louis Althusser) (Verso, 1965), Race, Nation, Class. Ambiguous Identities (Verso, 1991, with Immanuel Wallerstein), Masses, Classes, Ideas (Routledge, 1994), The Philosophy of Marx (Verso, 1995), Spinoza and Politics (Verso, 1998), We, the People of Europe? Reflections on Transnational Citizenship (Princeton, 2004), Identity and Difference (Verso, 2013), Equaliberty. Political Essays (Duke, 2014), Violence and Civility (2015), Citizen Subject. Foundations for Philosophical Anthropology (2016). Bu eserlerin birçoğu Türkçeye çevrilmiştir.


Konuşma

Şiddet Zamanlarında Demokrasi ve Özgürlük Bu konuşmada Demokrasi hakkında temel soruları prensip düzeyinde ve aynı zamanda günümüzün somut koşulları açısından ele alacağım. Tarihte aktüel veya potansiyel şiddetin olmadığı bir dönemin varlığı şüpheli olsa da – ki bu yüzden şiddeti politikanın yapısal koşulu olarak görmek önemlidir- bazı zamanlarda ve yerlerde (veya bölgelerde) şiddetin daha belirgin, dolaysız ve yıkıcı bir şekilde vuku bulduğu aşikardır. Bu durum hem devlet şiddeti hem de altüst şiddet ve onların a fortiori kombinasyonu için geçerlidir. Bunlar, demokratik kurumların “normal” işleyemediği ve kolayca alaşağı edilebilir göründüğü, ifade hakkı, toplanma hakkı ve dolaşım hakkı gibi bireysel ve kolektif temel özgürlüklerin zedelendiği ve içinin boşaltıldığı “kritik” durumlardır. Ancak bu durumlar aynı zamanda – Hannah Arendt’in deyimiyle – “hak sahibi olma hakkını” oluşturan bu özgürlüklerin mutlak değerlerinin yeniden öne sürülmesinin acil olduğu durumlardır. Demokrasiyi sadece anayasal bir sistem olarak değil, kolektif bir özgürleşme süreci olarak tanımlamak önemlidir; bu özgürleşme sürecinin kaçınılmaz olarak içerdiği çatışmacı boyut aynı zamanda toplumu, (Jacques Derrida’nın deyimiyle) şiddetin “özbağışıklık” üzerine kurulmuş siyasi cemaatlere dönüşmesine karşı korumanın imkanlarını barındır.